20 Mayıs 2015 Çarşamba

gidilmemiş yol / The Road Not Taken - Robert Frost - mountain interval


Two roads diverged in a yellow wood,
And sorry I could not travel both
And be one traveler, long I stood
And looked down one as far as I could
To where it bent in the undergrowth;

Then took the other, just as fair,
And having perhaps the better claim
Because it was grassy and wanted wear,
Though as for that the passing there
Had worn them really about the same,

And both that morning equally lay
In leaves no step had trodden black.
Oh, I marked the first for another day!
Yet knowing how way leads on to way
I doubted if I should ever come back.

I shall be telling this with a sigh
Somewhere ages and ages hence:
Two roads diverged in a wood, and I,
I took the one less traveled by,
And that has made all the difference.

Robert Frost
mountain interval, 1916




yol ikiye ayrıldı sararmış bir ormanda
ne yazık seçmeliydim ikisinden birini
sessizce baktım yılan gibi kıvrılan yola
yalnızdım, inceledim, ağaçların altında
uzaklara kıvrılıp yitip gittiği yeri

sonra öteki yola saptım hiç düşünmeden
belki böylesi daha iyiydi bilmiyorum
farklı değildi izler diğer yoldakilerden
belki de çimenlerin güzelliği yüzünden
önceden geçenlerin peşinden gidiyordum

ve sabah tazeliği, yatıyordu sessizce
çiğnenip ezilmemiş yapraklar arasında
belki de dönmeliydim, diğerine bitince
seçilen yol dallanır bilirim gidildikçe
ben de mimledim öbür yolu başka zamana

ağaçların altında ayrılan döne döne
yıllar yılı, feryatla anlatacağım bir bir
ormanda gördüğüm o yol ayrımını size
belki de odur sebep başıma gelenlere
belki de az gidilen yolu seçtiğimdendir

Robert Frost
çeviren: Ali Rıza Arslan

11 Mayıs 2015 Pazartesi

kamp ateşi




gece kurulmuş yanıma
kamp ateşi, yıldızlar
yıldızlar düğüm düğüm

oturup dinlenmek
şimdi uzak bir köyde
söylenen türküler
alev alev bir ruh
dilime kıvrılan

sırtımda ağrıları
eski zamanların

elimde bıçağımla yonttuğum
büyülü bir anı

uyusam...

dinlen diyor deniz
mavim yarın da mavi
yosunum yine yosun

oysa ben şimdiden
kirpiklerime kıvrılan
dalgasını özledim

çocukluğum



yosun tutan duvar, çocukluğum
bir köşe başını dönünce ağaçlar
karşı evlerin sesleri
kışın buz tutar

hafif yokuştur,  sanırsın
her yeri kayar caddelerin
çocukluğun düşmediği yere
yazın düşer gölgelerin

soğuk bir su: sıcak günlerin
hararetini alan ay ışığı
geceleyin delen karanlığı
bir kralın tacında yıldızlar

semboller uçuşur, arabalar
park eder boş arsalara
park eder kiremit taşla
duvarlara çöp adamlar

dokunmak her şeydir, dokunmak:
terli günün ilk gülü
gıcırtıyla açılır bahçe kapısı
sesi tenime sürgülü

yağmur, yine o bilindik kokular
papatya ve kır oyunları ve yağmur
buğusu camlarda durur
beş parmaklı çocukluğun

günler sayısız, uç uca
doyumsuz günler ardı sıra
kahkaha deresi çağıldar
bu küçük ülke atlasında  

31 Ocak 2014 Cuma

gittiğim yollar



gittiğim yollar biraz buruktur
otlar var, kurumuş, ölü otlardan
orada bir nehre özenir durur
sonsuzluk, uykulu duruluklardan
gittiğim yollar, biraz buruktur

gittiğim yollar biraz reyhanlı
biraz ısırgan durur, biraz sokulgan
bir yanı kurumuş, bir yanı duman
taş kesmiş çocuklar durur bir yanı
gittiğim yollar biraz reyhanlı

gittiğim yollar biraz da kayın
karlar yükselir, atlılar geçer
kıvrılır kalbine bu diyarların
adım adım yürüyen belirsiz hançer
gittiğim yollar, biraz da kayın...

gittiğim yollar... biraz madımak
yanmış. güneşli tepelerinde
kekik yolar kadınlar saçından ak ak
sürekli bir gözyaşı eşliğinde
gittiğim yollar biraz madımak

gittiğim yollar biraz da aymaz
akşamın ufkunda sallanan bayrak
kararmış yüzünde yıldızı durmaz
çocuklar büyüyor ağlayarak
çocuklar büyüyor ağlayarak

gittiğim yollar biraz buruktur
kıyısında kurumuş, ölü otlardan
orada bir nehir uzanır durur
sonsuza, uykulu duruluklardan
gittiğim yollar biraz buruktur

29 Ocak 2014 Çarşamba

boyalı kuşlar


dağlar ki bir yalnızlık, içimde bölündüğüm…
yaza yaza doyamaz yazanlar yazısına
mavi, sisli yolculuk, henüz geri dönen yok.
kâğıdın beyazından geçen ince patika
ve mâziden yükselen ulaşılmaz bir doruk...

hepsi, hepsi içimde duran ormana kaçtı
harflerde hecelerin ağacını bulmaya
her biri kanat çırpar şimdi her biri ayrı
uzakta kuşlar gibi, kuşlardan da uzağa

sahi içimde bir de boyalı kuşlar vardı
beyaz boyalı kuşlar dağlara götürdüğüm
kanatları sebepsiz hüzünlerle sarardı
kanatları dağlara dolanıp düğüm düğüm

dumansız kuşlar





biz istemesek de görünür her yeri
gölgesi balkonlu evlerin bir yerinden
ağaçta sürgün eden gelecek hayalleri
orda büyür bütün sevilmiş kentlerden

orda durur kapının kenarında gitmeleri
gözümüzde dolanır sokakta yürümeler
şu duvar, şu masa, şurda birkaç kitap gibi
şurda birkaç insan bakar eskimiş çerçeveler

gün gün görünür bulutlar istemeden
bulutlar belki yağmurun bekçileri
siyaha çalınmış yüzlerden mi beliren
sanki içimizden birinin gittiği

tek katlı evlerden bahçeler görünmeli
avlular yarınlar üretmeli yüzyıllardan
belki bu yıl kuşların bizi seçeceği
kolumuzu uzatsak upuzun ağaçlardan

merdivenler sarı mı siyah mı şimdi
birlikte çıktığımız yokuşlardan
çırpınan kanatsız sevdalar mı getirdi
dumanlar yükselen dumansız kuşlardan

25 Ocak 2014 Cumartesi

bir gün elbet





bir gün elbet geleceksin, ben yine bekliyorken taraçada seni
belki de başka bir sen gelecek bana, hiç beklemediğim biri gibi

bir gün elbet geleceksin, sonbaharda, nisanda ya da ocak...
bir bekleyişi bitirerek tam da, bir rüyayı gerçekler gibi bakarak