13 Haziran 2012 Çarşamba

Kış Günü II

eğer istersen gidebiliriz buralardan
kışın beyaz pelerini omuzlarımızda
karda ayak izlerimiz yürür yan yana

hiç değilse bahara kadar, yeşil örtülerin
güneşin altında dalgalandığı yere
kimseye görünmeden hiç kimselere
gidebiliriz, dersen, 'gelirim seninle'

sessizlik aramızda görünmez. bir bağ
olur ıslığımız dudaklarımızda
elini uzat yeter ki anla
gidebiliriz buralardan, yalnızlığımızdan
hiçbir şey almadan yanımıza

11 Aralık 2011 Pazar

Kış Günü

beyazında dinlendim
soğuk çeşmeden içtim
tepedeki ağacın
gövdesine yaslandım

kısa vakitte
uzun uyudum

...

dönerken
ağır yürüdüm

şimdi geldim

24 Aralık 2010 Cuma

Şuurun doğrudan doğruya verileri - Önsöz (H.Bergson)

Meramımızı kelimelerle anlatmak zorunda bulunuyoruz; ekseri- ya da  mekân içinde düşünüyoruz. Başka türlü söyleyelim; dil icabettiriyor ki maddi şeyler arasında bulunan ayrılıkları fikirlerimiz arasında da açıkça yapalım, bunu yapmak pratik hayatta faydalı, ilimlerin çoğunda zaruri oluyor. Yalnız bazı felsefi meselelerin meydana çıkardığı aşılmaz güçlüklerin hiç de mekânla ilgisi olmayan olayları mekânda sıralamakta ısrar etmekten ileri gelip gelmedikleri ve kavganın erafında döndüğü kaba hayallerin bir tarafa bırakılarak bazan bu güçlüklere bir son verilip verilemeyeceği suali hatıra gelebilir. Yer kaplamayan olayları yer kaplayan olaylara, keyfiyeti kemiyete çevirerek akla aykırı bir yorumla ortaya konmuş olan bir meselenin içine bu suretle evvela bir tenâkuz sokuluyor, sonra da meselenin çözülmesinde tabiatiyle tenakuzlar oluyorsa bunda artık şaşılacak ne olabilir?

Burada seçilen mesele metafizik ve psikolojide müşterek olan hürriyet meselesidir. Maksadımız deterministlere hasımları arasında yapılan bütün araştırmaların süre ile zamandaşlığı, keyfiyet ile kemiyeti birbirine önceden karıştırmaktan ileri geldiğini göstermeye çalışmaktır; bu iki şeyin birbirine karıştırılması bir kere ortadan kaldırılırsa, hürriyetin tarifleriyle aleyhindeki itirazların, bir mânada bizzat hürriyet meselesinin ortadan kalktığını görmek ihtimali vardır. Eserin son üçüncü bölümünde bu noktanın ispatına çalışılacak, bu son bölüme giriş mahiyetinde olan diğer iki bölümde şiddet ve süre (Durée) kavramlari incelenektir.

Henri Bergson - Şuurun doğrudan doğruya verileri
(Essai sur les données immédiates de la conscience)
M.E.B yayınları

21 Ekim 2010 Perşembe

tencre kapak

üfle! öldük! küfle
kaplı kaplardık, kapalı
unuttuk moru alı
yıllardır, of'la üf'le


nefes gerek erek
dolmuş tasa. Yasa
boğulmuş adet, yasa
içinde ödük diyerek


yuvarlanır da arlanır
deme, gök tencere mi ulan âli
sen, gitsem n'olurdu hali
diye dur, otur, anır!

28 Eylül 2010 Salı

rûzigâr



kalbimde erişilmez uzaklar
dalında bir yaprağım
kudurmuş bir ağacın
bak bakalım ne söylüyor rûzigâr


anladım, uzağın da uzak olmak için
hayli nedeni var

düşler geceyle sarmaş dolaş
bin kızın üpüşünden türüyor bahar


içimde vazgeçilmez bir kuşun
fecri örten kanatları
bilmeden fersahlarca koşmuşum
kızıl bir mahşere atları

anladım, uzağın uzağında olmak için
hayli neden var

aşklar kederlere yoldaş
acıyla yükseliyor dağlar

3 Ağustos 2010 Salı

düşler



öğle sonrası düşleri
yayılmış düşler, tel tel
gün ışığı, pencere aralığı
üç beş çocuk, sokak, top



ikindi düşleri, hapşırık
tabak sesleri, mutfak, yalnızlık
bir takım insanlar
küçük bir tablo duvarda



akşam düşleri, sivrisinekler
yemek kokusu, banyo
kırık bir kalp masa örtüsü
üstünde duran çatal ve bıçak



gece düşleri ve yalnızlık
şiltenin üstünde yastık
çarşaf, keten, bir bardak su
ve bir takım insanlar

29 Kasım 2009 Pazar

Annabel Lee


ağzında gümüş kaşıkla doğmadı annabel lee
bıraksalardı, gökyüzünden koparıp güneşi
saçına takardı altın bir gürz gibi
annabel lee saçları altın gözleri mavi
güzelliği kuşlarla konuşmasından belli...
derken bir gün, bir öğlesonrası
ormanda camdan tabutunda düşe dalması
ve düşünde kendini besbelli
bir cüce sanması
çaresizliğini mi gösteriyor ki
güzelim annabel lee
gülüşü gülden gözleri nemli


vaktini doldurmuş bir deli
diye kendini
öteleyerek yol açıyorsa
taflanların arasında
üstelik bir elinde ayna bir elinde elma
her gece kendi kapısını çalıyorsa?