geldiğin zaman, koridorlarda ilerlerken gördüğüm öteki yüzüm tanıdık gelmiyordu. ürkek ve solgun bakışlarını neyle onarsam bilemiyordum. sonra hiç bir zaman burda olmadığım geldi aklıma. şaşırmadım, anladım ki yokum...
gelmemiş bir zamanın içine mi düştüm? nasıldı? ben yalnız mı kaldımdı? geçiyordum, geldiğinde öteki çokluklarla meşguldüm ya da pencerelerden baktım uzun uzun, göremedim. değişmem mi gerek, neye yarar aranan bulunduğunu anlayınca?
sonra, baktım baktım baktım
kendimle konuşuyordum.
konuşmak beyaza boyamaktı
susmak alabildiğine mavi
sözler bozulur
sesler uçardı
ben de baktım baktım baktım
arkandan gidişine.
8 Eylül 2009 Salı
6 Eylül 2009 Pazar
3 Eylül 2009 Perşembe
mektup
derken,
yazdan kalan düşler kurduk
kış sonralarına
sonra bir yaz, metruk ve soluk...
(yani kimsesiz bir yaz)
ölü
ve donuk
eğilip usulca
kalbine dokunduk
ve orda o yazdan
aşkları mektup
diye aldık,
akşamları bir zarf
ve kendimizi pul
_____________gibi bulup
kış sonlarına damgalandık
yanmak için vardık!
lâkin hep bir müsvedde
gibi yandık
yazdan kalan düşler kurduk
kış sonralarına
sonra bir yaz, metruk ve soluk...
(yani kimsesiz bir yaz)
ölü
ve donuk
eğilip usulca
kalbine dokunduk
ve orda o yazdan
aşkları mektup
diye aldık,
akşamları bir zarf
ve kendimizi pul
_____________gibi bulup
kış sonlarına damgalandık
yanmak için vardık!
lâkin hep bir müsvedde
gibi yandık
2 Eylül 2009 Çarşamba
yazdan kalan düşler
bu akşam fazla gelir ikimize
biz ki kırılgan umutların
ürkek koruyucuları
yıllarca nöbetler tuttuk
beşiğinin başucunda
yarınların
ve anıların tabutunda
paslı bir çivi gibi buruk
dururduk
...
derken, yazdan kalan
düşler kurduk
kış sonralarına
biz ki kırılgan umutların
ürkek koruyucuları
yıllarca nöbetler tuttuk
beşiğinin başucunda
yarınların
ve anıların tabutunda
paslı bir çivi gibi buruk
dururduk
...
derken, yazdan kalan
düşler kurduk
kış sonralarına
1 Eylül 2009 Salı
istanbul
İstanbul yine renkli, renkli dünyaları bir bir dolaşıyorum. Her şey eskisi gibi, bazı şeyler üzerine biraz daha koymuş, çoğalmış. Son gelişimden daha bir gözalıcı. İçine çekiyor insanı.
Giderken bıraktığım her şey şimdi biraz da yabancılaşmış, farklı giysilere bürünmüş farklı tarzları benimsemiş, sokaklar caddeler insanlar ve o dinmek bilmeyen uğultu...
İstanbul değişik efsanelere imza atan bir şehir, her dakika her saniye, bakmasını bilen gözler için. Kalbinin sesini dinleyip adımlarını ona göre atanlar için, yaşamaktan korkmayanlar, kabuğuna çekilip sinmeyenler, ödlekliği kendine iş edinmeyenler için her köşesinde yeni bir maceranın, yeni bir heyecanın ayak izleri var.
İstanbul masala da dönüşebilir. Masal kahramanı olmayı hak etmek lazımdır. Masallardaki kahramanlar gibi gerçek hayata bakış açısını değiştirmeli duygularını takip etmelidir insan biraz da. Yoksa istanbul tam bir cehennemdir, yutar çiğner tükürür. Kuru bir posa bırakır geride ve geride sadece boşa harcanmış bir hayat...
Canım istanbul cicim istanbul... Sevmesini bilmeyen insanın vay haline seni...
(14-06-2005)
Giderken bıraktığım her şey şimdi biraz da yabancılaşmış, farklı giysilere bürünmüş farklı tarzları benimsemiş, sokaklar caddeler insanlar ve o dinmek bilmeyen uğultu...
İstanbul değişik efsanelere imza atan bir şehir, her dakika her saniye, bakmasını bilen gözler için. Kalbinin sesini dinleyip adımlarını ona göre atanlar için, yaşamaktan korkmayanlar, kabuğuna çekilip sinmeyenler, ödlekliği kendine iş edinmeyenler için her köşesinde yeni bir maceranın, yeni bir heyecanın ayak izleri var.
İstanbul masala da dönüşebilir. Masal kahramanı olmayı hak etmek lazımdır. Masallardaki kahramanlar gibi gerçek hayata bakış açısını değiştirmeli duygularını takip etmelidir insan biraz da. Yoksa istanbul tam bir cehennemdir, yutar çiğner tükürür. Kuru bir posa bırakır geride ve geride sadece boşa harcanmış bir hayat...
Canım istanbul cicim istanbul... Sevmesini bilmeyen insanın vay haline seni...
(14-06-2005)
30 Ağustos 2009 Pazar
Felek
Saat sabahın beşi. Duman'ın içinde "kahpe felek" lafı geçen bi şarkısı çalıyor. İki sene önce içinde felek lafının geçtiği bir kitap okumuştum o aklıma geldi. Adı neydi kitabın? Hulki bey, ya da sanırım Hilmiydi... Evet Hilmi bey ve arkadaşları. Yoksa Hulki miydi? Şimdi google'dan bakamayacağım, üşendim ama yazarını hatırlıyorum. Yiğit Okur yazmıştı kitabı.
Kitapta Galatasaray Lisesine birlikte gittiği arkadaşlarını hatırlayan kahramanımız onların ortayaş dönemlerinde başından geçen olayları anlatıyor. Bunlar bi kış gecesi liseden kaçıp o zamanların meşhur bi meyhanesine gidiyorlar. İçlerinden biri orda şarkı söyleyen bi hatuna abayı yakıyor. Kitapta bu aşk hikayesi de anlatılıyor. Bizim elemanın kadından hoşlandığını göstermek için yaptığı hareket bi harika. Elini hatunun kıçına atıyor. İşin tuhafı bu hareket hatunun hoşuna gidiyor ve sonra aşk... (insanlar ne tuhaf)
Kadının meyhanede söylediği şarkıda felek lafı geçiyordu sanırım. Sözleri nasıldı o şarkının şimdi hatırlayacağım.
Mazi kalbimde bir yaradır.
Talihim bahtımdan karadır.
Böyle bişeydi. Yoksa felek geçmiyor muydu kitapta ya da şarkıda? Şarkının da kime ait olduğunu ve tam sözlerini google dan bakamayacağım, gerçekten çok üşeniyorum.
Bu yazıyı yazdığıma dua edin... ( ama kitap güzel tavsiye ediyorum)
Kitapta Galatasaray Lisesine birlikte gittiği arkadaşlarını hatırlayan kahramanımız onların ortayaş dönemlerinde başından geçen olayları anlatıyor. Bunlar bi kış gecesi liseden kaçıp o zamanların meşhur bi meyhanesine gidiyorlar. İçlerinden biri orda şarkı söyleyen bi hatuna abayı yakıyor. Kitapta bu aşk hikayesi de anlatılıyor. Bizim elemanın kadından hoşlandığını göstermek için yaptığı hareket bi harika. Elini hatunun kıçına atıyor. İşin tuhafı bu hareket hatunun hoşuna gidiyor ve sonra aşk... (insanlar ne tuhaf)
Kadının meyhanede söylediği şarkıda felek lafı geçiyordu sanırım. Sözleri nasıldı o şarkının şimdi hatırlayacağım.
Mazi kalbimde bir yaradır.
Talihim bahtımdan karadır.
Böyle bişeydi. Yoksa felek geçmiyor muydu kitapta ya da şarkıda? Şarkının da kime ait olduğunu ve tam sözlerini google dan bakamayacağım, gerçekten çok üşeniyorum.
Bu yazıyı yazdığıma dua edin... ( ama kitap güzel tavsiye ediyorum)
27 Ağustos 2009 Perşembe
Çivisi çıkmış bu dünyanın
Bazıları ne yazacağını düşünür düşünür zorlar kendini öyle yazar. Her yer böyle yazılarla dolu, kısır, bize bir şey anlatmayan ve tatsız. Bazılarının da aklı sonsuz imgelem ülkesinin lodosunda kalmış gibidir, kafalarının içi pamuk tarlaları, yüzlerce, binlerce pamuğun uçuştuğu. Hangi pamukları alıp torbaya yerleştirmelidir karıştırır insan, nasıl bir iplikle neyi bağlayacağını bilmiyorsa.
Biri yazmak istediği şeyi anlatacak imgelem gücüne sahip değildir, bir diğeri yazmak istediği şeyi bilmiyordur imgeleri havada kalır. Şu işe bak! Lanet dünya. Çarkı yerinden çıkmış ve hatta ekseni pamuk ipliğinden. Nasılda dönüyor şirret. Hay lanet!
Biri yazmak istediği şeyi anlatacak imgelem gücüne sahip değildir, bir diğeri yazmak istediği şeyi bilmiyordur imgeleri havada kalır. Şu işe bak! Lanet dünya. Çarkı yerinden çıkmış ve hatta ekseni pamuk ipliğinden. Nasılda dönüyor şirret. Hay lanet!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)