4 Ocak 2014 Cumartesi

zaman geçirmeden



zaman geçirmeden çıkayım artık
beklenen o yolculuğa
patikasında yürüyüp
kendimde bir uğrağa

gölgem ardıç gölgesi
eğrelti adımlarım
güneş ufka düşerken
karışsın saçlarıma

kuşlar ağaçları yaklaştırır
kararmış uzak seslerden
artık çıkayım aydınlığına
parça parça şehirlerden

zaman geçirmeden artık
üzerinden zamanın
örülmüş anılardan
filizlenen bir ânın

gideyim geçerek kendimden
kervan kervan sürgününe
yolu içimde büyüyen
ışıklı sarmaşığın

26 Aralık 2013 Perşembe

birileri



birisinin gözleri yeşil yeşil
nasıl parlıyor ışıl ışıl
döner durur olgunlaşır
aklı seni beni aşar

birisinin boynunda inci inci
parlıyor kolyesi cici cici
anlamaz ki hali nice
yalnızlıkta hep birinci

birisinin yüzüne beyaz beyaz
sanki erken vurmuş ayaz
hatırında ince bir kız
yanakları yıldız yıldız

birisini için için
kemiriyor derdi hiç’in
belki de en büyük suçun
hesabında dördün üçün

birisinin yüzü yara
bakışları gözü kara
kalbinde bir eski yâre
ilerliyor yara yara

biri gider yale yale
kendini verip yele
tepesinde bir de hâle
koynunda durur mu lâle?

birisinin gürül gürül
bahçesinde harıl harıl
sessizliği sanki bir gül
gibi büyütüyor bülbül

15 Aralık 2013 Pazar

incir ağacı



bir incir ağacıdır iner çocukluğunca
yaprakları kiremit solmuş çatılarından
güneşli öğlenlerin türküsü mırıldanan
gövdesinde çatlaklar açar boylu boyunca

bir incir ağacıdır, süt sızar budakları
bir zaman karardı mı bir çocuk gölgesinde
masalımsı ırkların iniltili sesinde
damar damar yollara bükülür dudakları

kökleri kavuşuyor inerken sonsuzuna
tenhasında gizlenmiş gölge oyunlarının
büyünün ötesinde sözcüklerden yapılı

tatlılığı her dilde meyvelerine vuran
bir incir ağacıdır, sessiz, yalın, çağıldar
güneşin pençesinde kıvranan çatılardan

Dere



neşesiyle salınır
köpükleri derenin
kıyısına serenin
kaygıları alınır

sesi ince incedir
sazların arasında
gecenin karasında
uğraşı kendincedir

insan hemen kurtulur
karanlıklar ininden
keder, öfke, kininden
sevdasına tutunur

çağıl çağıl bir sudur
zaman da sonsuz, akan...
ama insanı yakan
gelecek korkusudur

Yürüyüş



ıssız patikasında yürüdüm bu hayatın
ağzımın kenarında saman çöpü türküler
dağlarla ovaları kaldırıp birer birer
terkisine oturttum arkamdan gelen atın

yürüdüm güneşli bir ikindi avlusuna
zamanın unutulmuş toprakları üstünde
geceleri ne keder, ne mutsuz bir düşünce
girebildi ruhumun büyülü uykusuna

yürüdüm adım adım, yollarda fısıldadım
kurak tarlalarında çatlakların içine
tohumlu duasını yağmur tanrılarının

ne zaman kapadıysam gözlerimi kuşlardan
kanatlar düşüyordu karanlık tepelere
yürüdüm ışıl ışıl, yürüdüm yokuşlardan

4 Aralık 2013 Çarşamba

elde ne varsa




şimdiye dair elde ne varsa
zamanın sürgününde uyanan
çocukluktaki o boş arsa
sokaklar, lâmbaları yanan

ne varsa toplayıp getir
ne kaldıysa geçmişinden
ağlamalar, gülmeler, kibir
hatırında uykulu bir öğlen...

yaz kırgınlığına bozgun günlerin
unutmadan üzerlerine bir bir
yitik evlerine gölgeliklerin

getir! dök! elde ne varsa
ör şiirini, sevda boş arsa
zaman sonsuz bir duvarsa

Bilmem



ben de sevdim bakıra çalarken
akşamın şarkısı ağaç tepelerinden
yürüdüğünde mavi göğüne
çocukluk hayallerimin

öyleydi evet, otların yeşilinde
sırtımdaki serinlik kesinlikle
yıldızların güzelliği

sevmişimdir elbet, suda taş sekerken
martı sıcaklığı mıdır bilmem
kalbimdeki çarpıntısı güneşin
yoksa sarı bir çığlık mıdır, sap sarı
yazın ortasına düşen?

anlamam bu işlerden.

aklım karışır yağmur
toprağa değdiğinde.

bilmem sonra rüzgârın
yaprakla derdi ne

mevsimler nerden gelir
nereye gider kuşlar
hele şu insanlardaki
insanlardaki bakışlar...